![]() |
|
| | |||||||
TARTIŞMA (polemik) katogorisi Serbest Kürsü forumu içinde "Kuralsız gençlik..." başlıklı konu görüntüleniyor, "KURALSIZ GENÇLİK FELSEFESİ Mehmet'i fazla sıkmamak için konuyu değiştirdim. Bu açık sözlü, mert ve biraz da pervasız genci, biraz daha yakından tanımak isterdim. Biraz kendisinden ve ailesinden söz etti. Bir ..."
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Super Aktif ![]() Üyelik tarihi: May 2008 Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.201
Blog Mesajları: 17
Cinsiyet: Rep Gücü: 412 Rep: 40905 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Kuralsız gençlik... KURALSIZ GENÇLİK FELSEFESİ Mehmet'i fazla sıkmamak için konuyu değiştirdim. Bu açık sözlü, mert ve biraz da pervasız genci, biraz daha yakından tanımak isterdim. Biraz kendisinden ve ailesinden söz etti. Bir erkek, bir de kız kardeşi varmış. Mâli durumlarının da iyi olduğunu söyledi. Konuya biraz daha açıklık getirmek için; "Mehmet, dedim. Aîlevi problemin ve mâli sıkıntın olmadığı anlaşılıyor. Bu KURALSIZLIK felsefesi de nereden oluştu? Çok önemli ve çok anlamlı bir konuya giriş yapar gibi kendini toparladı. "Hocam, dedi. Çok kitap okurum, çok gezerim ve insanlarla ilişki kurmayı çok severim. Özellikle de farklı ve alışılmamış şeyler, ilgimi çok çeker. Düzenli, oturmuş, plânlı ve monoton bir hayat bana göre değildir. Yaşadığım hayatın kurallarını kendim koymalıyım veya beni engelleyecek her kuralı kaldırabilmeliyim. Zevkime, görüşlerime, tarzıma mâni olan her şey bana göre kötü şeydir. İstediğim gibi gezmek, istediğim gibi giyinmek, istediğim gibi yaşamak istiyorum. Sormak isteyip de, kırmamak için soramadığın bir konuyu, sanki içimi okurcasına kendisi açtı. "Hocam, bu anlattıklarımdan sonra, aklına gelmiş olduğunu düşündüğüm, inanç boyutumu herhalde merak ettiniz. Gülerek; "Evet, dedim. "O zaman açık bir şekilde ifade etmek isterim. İlkokul ve ortaokul döneminde, din ve dîne dâir şeylere karşı büyük bir ilgim vardı. Gerek öğretmenlerimizin, gerekse de arkadaşlarımızın tavsiye ettiği kitapları okuduktan sonra, dikkatlerim başka dünyalara kaydı. "Ne gibi? diye sordum. "Materyalizme ve Darwinizme karşı ilgi duydum. Bu konuda ciddî çalışmalar yaptım. "Peki geldiğin nokta neresi oldu? Biraz ezik-büzük bir tavırla: "Din ve Allah'la ilgili bilgilerin ve görüşlerin, çağın çok gerisinde kaldığına inanıyorum. Asırlar önce ortaya atılmış bir yaşam biçimiyle, uzay çağını yaşamak, bana çok saçma geliyor. İnsanlar istedikleri şeye inanabilirler. Onlara gerçekten saygı duyuyorum. Çünkü, benim anne ve babam da namaz kılıyor. Ama ben böyle şeylere inanmıyorum. Benim için tek geçerli yol, kuralsız, açık ve engelsiz bir yaşam biçimidir. Dilediğim gibi özgürce ve gerektiğinde kuralları kendim koyarak... "Peki bu mümkün mü? diye sordum. "Değilse bile, en azından öyle olmasını arzu ediyorum, dedi. "Dinden ve Allah'tan kaçışın, yaş***** engel olacak kurallar geldiği için mi? "Evet. Çünkü, dinler insanların tam zevk ve keyif almalarını engelliyorlar. İnsanın tam zevk ve keyif alması ve dilediği biçimde bir hayat oluşturması için, dinden ve dînin kurallarından kurtulması lâzımdır. Hatta bu konuyu hiç düşünmemesi lazımdır. “Yani bu konuları düşünmede mi seni rahatsız ediyor? “Hem de çok... “Peki seni rahatsız eden bu düşünceden nasıl kurtulmayı düşünüyorsun? “Bu konuları hiç düşünmeyerek. Çünkü, yaşadığım hayatta bir tek kural olursa, huzurumu bozuyor. Yaşam zevkimi engelliyor. "Yani, aklını susturmak istiyorsun, öyle mi? "Evet. "Sus demekle akıl susuyor mu? Cevap vermemek için, konuyu değiştirmek istedi. Ama ben üsteledim. Sorularımı sürdürdüm. "Peki mâdem böyle düşünüyordun da neden kuralların işlediği, sorumluluğun arttığı ve sürekli çalışmanın yapıldığı bir üniversite ortamını tercih ettin? "Bunu ben istemedim. Babam bir üniversite okumazsam, beni evlatlıktan reddedeceğini ve harçlıkları da keseceğini kesin bir şekilde ifade edince mecbûr kaldım. "Yâni, niyetin okumaktan ziyâde babandan para sızdırmak öyle mi, diye, güldüm. Kendisi de gülerek; "Öyle de, sayılabilir. Belki de sorulardan bunalarak veya cevap vermekten dolayı güçlük çektiği konuların açıldığı için, birden ayağa kalktı; "Hocam benim çıkmam gerekiyor, dedi. Elini uzattı. "Çok memnûn oldum. Sizleri sık sık ziyâret edeceğim. Sizin varlığınız, bu sıkıcı yerde benim için bir ümit ışığıdır, dedi. Çıktı. Sözlerinde riyâkarlık yoktu. İçinden ne varsa onu söylüyordu. Dolayısıyla güvenilir ve samîmî bir gençti. Bu atak, yetenekli, mert ve girişken olan bu gencin başıboş, inançsız ve acımasız bir hayatın pençesinde nereye doğru gittiğinin farkında bile olmadan ısrarla ve inatla yoluna devam etmesi beni çok üzmüştü. Dindar bir aileden, inkârcı bir çocuk... Eğitim sisteminin çarpık, karışık ve karanlık yapısından, başka türlü ne beklenebilirdi? Gerçekten çok üzülmüştüm. Düzceli Mehmet ve buna benzer daha çok gençler kurtarılmalıydı. Bu sorumsuz hayat anlayışı içinde yetişen insanlar, hem devletin, hem toplumun, hem de ailenin baş belası olacaklardı. Bu yüzden, patlayan silahlardan, yanan ocaklardan ve ağlayan annelerden çok dersler alınmalıydı. Konuyla ilgili olarak, Bedîüzzaman Saîd Nûrsî'nin Muhakemât isimli eserindeki şu tespitleri hatırladım. "Her insan hâk fıtratı üzerine doğar. Hâkkı (doğruyu) ararken bâzen eline bâtıl (yanlış) geçer, hâk zanneder, koynunda saklar.Ó En büyük yanlışı doğru telakki ederek, kendisine hayat felsefesi yapan insanları uyarmak, uyaranlara destek olmak, toplumun huzuru için, çok önemli bir görevdir. Bu önemli vazîfenin ifâsına benim de katkım olması için, Allah'a dua ederek odamdan çıktım..... Düzceli Mehmet... |
| | |
| Herşey Yarı Fiyatına.. |
| | #2 |
| Super Aktif ![]() Üyelik tarihi: May 2008 Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.201
Blog Mesajları: 17
Cinsiyet: Rep Gücü: 412 Rep: 40905 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Kuralsız gençlik... İKİNCİ DERS İkinci hafta aynı sınıfa derse girdiğimde gözlerim Mehmet'i aradı. Acaba ilk karşılaşmamız, onun üzerinde olumlu bir tepki mi, yoksa olumsuz bir tepki mi oluşturduğumu merak ediyordum. Yine orta sıralarda uzun saçları ve çok belirgin elbise modeliyle kendini belli ediyordu. Çevresindeki öğrencilerle çabuk kaynaştığı belliydi. Onlarla sıcak ve yakın diyaloglar içindeydi. Etrafındaki arkadaşlarıyla ilgileniyor, anlatıyor ve dinliyordu. Her haliyle girişken, faal ve sıcak kanlı bir gençti. İlk dersin, soğuk, sert ve aykırı davranışlarını, kısmen de olsa üzerinden atmışa benziyordu. Bu davranışını, kendi fikir ve görüşlerine taban oluşturmak ve kendine yakın sempatizanlar bulmak olarak yorumlamıştım. Başka bir ifadeyle, çevresini genişletip bir grup oluşturma çabası içinde olduğu belliydi. Dersim Sosyoloji idi. Konum da toplumun en küçük bireyi olan İNSAN'dı. Yâni bu derste İNSAN'ı anlatacaktım. İnsanı anlatırken de öğrencilerin görüşlerini alıp bu şekilde sınıfın ortak nabzını da ölçmüş olacaktım. Öğrencileri selâmlayıp hâl-hatır sordum. Sınıfı derse hazırlamak için okula ısınıp ısınmadıklarını gündeme getirdim. Karşılıklı kısa konuşmalar geçti. İşleyeceğim konu gereği; "İNSAN Nedir? diye sınıfa bir soru sorarak derse başladım. Bundaki amacım, hem dersi câzip kılmak, hem de öğrencilerin konuyla ilgili görüşlerini anlamaktı. Öğrenciler bu soruya karşı önce sessiz kaldılar. Sonra da görüşlerini belirtmeye başladılar. Söz alan öğrencilerin büyük çoğunluğu İNSAN'la ALLAH ve DİN arasında ilgi kurup, insanın bir amaç için yaratıldığı en mükemmel bir varlık olduğu, öldükten sonra da bir hesâbı bulunduğu yolunda görüşler beyân ediyorlardı. Bu durum sınıftaki öğrencilerin büyük kısmının dînî ve mîllî görüşleri benimseyen gençler olduğu kanaatını uyandırıyordu. Beklediğim gibi Düzceli Mehmet'te söz aldı. Kendisine has, heyecanlı, açık ve gür ses tonuyla; "Ben bu konuda arkadaşlardan farklı düşünüyorum, diye söze başladı. Yine üslubunda hissedilir bir sertlik ve pervasızlık vardı. "Öncelikle şunu belirteyim ki, ben hesap-kitap işine inanmam,dedi. İnsan, çeşitli evrimler sonucu bu hâle gelmiş bir canlıdır. Bu hale gelmesi için de herhangi bir yönlendirmeye ihtiyaç yoktur. Mekanizması kendi kendini yenileyecek durumdadır. İnsan, ayakta kalabilmek ve kendini koruyabilmek için bazı kanunlar geliştirmiştir. Toplumsal yaşamda ortak değerlerin oluşmasıyla da bugünkü hale gelmiştir. İnsanın bu hale gelmesinde ve yaşamını sürdürmesinde kimseye karşı bir borcu yoktur. O hayatını en iyi şekilde yaşayıp çekip gidecektir. O insan için de her şey orada bitecektir. İnsan mutlu olması için, yalnızca kendi hayatını düşünmeli ve hiçbir yaptırımın ve kuralın esiri olmamalıdır. Mehmet'in ileri sürdüğü fikirlerin temelinde; Materyalizm Marksizmin, Darwinizmin ve Ateizmin görüşleri yatmaktaydı. Mehmet'in nelerden etkilendiği ve daha çok ne tür kitaplar okuduğu belliydi. Mehmet'in ortaya koyduğu görüşler, sınıftaki öğrencilerin sert tepkisine neden olmuştu. Ama duruma derhal müdahale edip; "Daha isabetli görüşü olan varsa, söz alsın ve konuşsun. Bunun dışında başka bir yol denemeyin, diye ikaz ettim. İnsanla ilgili olarak ileri sürülen farklı görüşleri özetledikten sonra , dersime başladım. |
| | |
| | #3 |
| Aktif Uye ![]() Üyelik tarihi: Jul 2008 Nerden: Fatihin fethi istanbul
Mesajlar: 1.165
Cinsiyet: Rep Gücü: 247 Rep: 24565 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Kuralsız gençlik... Gene olmamış , gene taraflı bakıyor .. Ama bu gün bununla uğraşmayacağım . Yazım şekliniz güzel iyi bir hikaye olmuş...
__________________ Pier lotide bir çay bardağı kırılmış, gördün mü ? |
| | |
| | #4 |
| Super Aktif ![]() Üyelik tarihi: May 2008 Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.201
Blog Mesajları: 17
Cinsiyet: Rep Gücü: 412 Rep: 40905 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Kuralsız gençlik... İNSAN NEDİR Sözlerime, Alexis Currel'in, insanla ilgili şu tespitiyle başladım: "İnsan önce kendini tanımalı ve kendisini bir kitap gibi okumalıdır. Kendisini okuyamayan insan, kâinatın en ince sırlarını bilse de yine de câhil kalır." O esnada bir öğrencim devreye girerek; "Hocam, dedi. İnsanla ilgili güzel sözler bulmak için Batıya gitmenize gerek yoktur. Bu güzel sözlerin daha özlüsünü ve daha isabetlisini, kendi içimizde doğup büyümüş olan değerli âlimlerimiz ve bilim adamlarımız da söylemiştir. Meselâ; Bedîüzzaman Saîd Nûrsî'nin "Ey kendini insan zanneden insan, kendini oku..." diye başlayan çok güzel bir sözü vardır. Buna daha başka ilâveler yapmak mümkündür. "Doğru söylüyorsun, diye tasdik edip sözüme devam ettim. "Arkadaşlar, hiç kendi kendinize "Ben kimim? Neyim? Nereden geldim? Ne için geldim? Amacım nedir? Nereye gidiyorum? Kime borçluyum? Ne gibi ve nasıl hesap vereceğim?" diye soruyor musunuz? Eğer bu ve buna benzer sorular soruyorsanız, cevabını da merak ediyor musunuz? Cevabını merak eden olduysa bir araştırma yaptı mı? Sınıfta derin bir sessizlik ve dikkât oluşmuştu. Bu ortamı fırsat bilerek, konuşmamı sürdürdüm. "Soruyu biraz daha genelleyip bilimsel bir temelde sürdürelim. Başarı için yola çıkan ve hayatını başarılarla doldurmak isteyen insan, kendisini tanıma konusunda ne kadar başarılı olmuştur? Çevresinin ve kâinatın en ince ayrıntılarıyla ilgilenen insan, acaba kendi ayrıntısı ve sırlarıyla ne kadar ilgilenmektedir? Göklerin keşfi ve denizlerin derinlikleri için bir ömür harcayan insanoğlu, kendisini keşfetmede, kendisini tanımada ve kendi dünyasının derinliklerine inmede ne kadar çaba harcamaktadır? Bir başka ifadeyle; önemli işler başarmak, büyük hedeflere koşmak, bir çok keşif ve sırlara ulaşmak için çırpınan insan; kendisini ne kadar tanımakta, taşıdığı değerlerin, sırların ve emanetin ne kadar farkına varmaktadır? Belki günde, dünyanın ve kâinatın sırlarıyla ilgili "Bunlar Nedir? Nasıl Olmuştur? Neye Yaramaktadır? Yapan Kimdir?" gibi onlarca kez sorduğu merak dolu soruları; acaba kaç kez kendisine yöneltip; "Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Gayem nedir? Beni gönderen kimdir?" diye sormuştur? İnsanın öncelikle kendisini tanıması, kendisini sorgulaması ve kendisiyle ilgili bilinmezlerin peşinde olması gerekmez mi? Bu, insan olmanın önemli ve ilk şartıdır. İnsanın mahiyeti, sırları vazifesi, neci ve kim olduğu şeklindeki soruları, düşünen beyinleri sürekli meşgul etmiştir. Ancak yalnızca kendi akıl ölçüleriyle bu sırları ve bilinmezleri çözmek isteyen bir çok insan da yanlış ve isabetsiz tespitlerde bulunmuşlardır. Bunlardan bazıları insanı "ekonomik bir varlık" ve "madde yığını"ndan ibaret zannetmişlerdir. Bazıları da "insan düşünen bir hayvan" demişlerdir. Bazı bilim adamları insanı, "tapılacak ulu varlık" olarak vasıflandırırken, bazıları ise "insanın bir hiç olduğu" yorumunu yapmışlardır. Bunlar arasında "insanın meçhul olduğu"na karar verenler de yer almıştır. Görüldüğü gibi, kaynağını yalnızca şahsî değerlendirmeden alan yorumlar ve tespitler; insanı gerçek anlamda ortaya koymaktan çok yetersiz kalmıştır. Yetersiz kalmalarının en büyük nedeni ise, insanı bir veya birkaç boyutla ele almış olmalarıdır. Halbuki insanın tam anlamı ile ifade edilebilmesi için, maddî ve manevî olarak bütün yönleri ile ele alınıp, değerlendirilmesi lazımdır. Sınıfta, tam bir sessizlik oluşmuştu. Bütün öğrenciler pür-dikkat kesilmişler, adeta kımıldamadan konuyu takip ediyorlardı. Öğrencilerin derse olan ilgilerinden, konunun çok önemli bulunduğu anlaşılıyordu. Derse devam ettim. "Değerli arkadaşlar, acaba fen bilimleri ve sosyal bilimler insan için ne diyor? Bu konuyu birlikte ele alıp değerlendirelim: Fen bilimleri açısından insan, canlıların en mükemmelidir. Hayat verici bir düzen, uyum ve planlama içindedir. İnsan bir tek hücreden yaratılmıştır. "Zigot" denilen gözle görülmeyen, ancak yüzlerce defa büyütülerek görülen bu hücre; kendinden binlerce ve trilyonlarca büyük bir konuma gelerek hayat için gerekli olan her türlü cihazla donatılıp dünyaya bir insan olarak gönderilmektedir. İnsan, çok zaman kıymetini takdir edemediği, harika bir vücudu, eşsiz bir sanat eserini ve antika bir şaheser taşımaktadır. Öyle ki, bir tek hücreyi bile yapmaktan aciz olan insan, akılları hayretle bırakan sayısız hücrelerin mükemmel işbirliği ve uyumu ile hayatını sürdürmektedir. Bu hücrenin, yani ceninin zamanla insan vücuduna dönüşmesi, her hücrenin belirlenen hedefe ulaşması ve hiçbir hücrenin görevini aksatmadan yüz binlerce görevi bir anda yapması, insan aklını tam anlamıyla şaşırtmaktadır. Hepsi aynı hücreden meydana gelen dokular; gittikleri yerlerde gören, duyan, tat alan, hisseden hücreler haline gelmekte, mide, barsak ve karaciğerde modern bir laboratuar gibi çalışmaktadırlar. İnsanın iç ve dış organları; birbirini koruyan, kollayan, yardımcı olan ve harika bir alışveriş sistemi üzerine kurulmuştur. İnsan vücuduna baktığımızda hiçbir organın fazlalığı görülmediği gibi, eksik bir organa da rastlanmaz. Öyle ki insan; en seri, en çabuk ve en verimli sonuç olacak bir planlamaya göre düzenlenmiştir. Dışarıdan alınan besinlerin yenilmesi, sindirilmesi, emilmesi ve artıkların dışarı atılması harika bir çalışmayla yürütülür ve sonuçlanır. Bu konuyu gözleyen bilim adamları şaşırmaktan kendini alamamışlardır. (Yeğin, 1980:72-75) İnsan beyninde 10 milyar karar merkezi vardır. Bu merkezlerin her birinde, sayıları 2000'e varan Sinaps'lar mevcuttur ve Sinaps'lardan her an yüzlerce olay cereyan eder. Ayrıca her bir Sinops, diğer milyonlarca Sinaps'tan haberdar olarak ve birbirini karşılıklı kontrol ederek çalışır. İşte beynimin, sinirlerimin böylesine göz kamaştırıcı bir "harikalar ülkesi"dir. Gözünüzü nereye çevirseniz, Ulu Yaradan'ın muhteşem sanatını görürsünüz. (Songar, 1979:30-31) Düzceli Mehmet |
| | |
| | #5 | |
| Super Aktif ![]() Üyelik tarihi: May 2008 Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.201
Blog Mesajları: 17
Cinsiyet: Rep Gücü: 412 Rep: 40905 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Kuralsız gençlik... Alıntı:
Yorumun için teşekkürler. Ancak yine bir yanlışla başladınız malesef. Konu hikaye değil, yaşamdan bir kesit. Dikkatinize sunulur. İstersen ellerinden tutup oralarda gezdirebilirim hikaye olmadığını anlamanız için. Saygıda kusur etmediğin sürece , SAYGIDA kusurum olmaz duyurulur. SAYGILAR | |
| | |
| | #6 |
| 1. Hikaye yarışması birincisi ![]() Üyelik tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 2.792
Cinsiyet: Rep Gücü: 350 Rep: 34696 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Kuralsız gençlik... sanırım ayhan SONGAR hocamıızn yazdığı yazılardan biri bu tşk ederim yanılıyorsam düzeltin lütfen
__________________ Bugünde dünün yarını değilmiydi? dün ne yaptın ki bugün ne yapacaksın!!! |
| | |
| | #7 | |
| Super Aktif ![]() Üyelik tarihi: May 2008 Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.201
Blog Mesajları: 17
Cinsiyet: Rep Gücü: 412 Rep: 40905 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Kuralsız gençlik... Alıntı:
Bu yazı Halit ERTUĞRUL hocanın, Düzceli Mehmet Adlı eserinden alıntılardır. Eserin tamamını okamak lazım. Şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle Yaşanmış bir olay olduğu için , sanırım suan gençliğimizin okuması be bilmesi gereken ilmi meseleler kapsar. İlginiz için teşekkür ederim. saygılar | |
| | |
| | #8 |
| Aktif Uye ![]() Üyelik tarihi: Jul 2008 Nerden: Fatihin fethi istanbul
Mesajlar: 1.165
Cinsiyet: Rep Gücü: 247 Rep: 24565 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Kuralsız gençlik... Güzel yazılmış olduğunuda belirttim, sadece taraflı buldum, buda benim fikrim. Hikaye Nedir? Hikayeler, Hikaye, Hikayeleri, Hikayesi, Tüm Hikayeler Yaşanmış veya tasarlanmış bir olayı, bir durumu; yer, kişi ve zaman belirterek anlatan kısa yazılara öykü(hikaye) denir. Genellikle romandan kısa olurlar, dar bir zamanı kapsarlar, kişileri romana göre daha azdır, anlatılanları tek ve sınırlıdır ve olayla ilgili yer ve zaman belirtirler. Serim düğüm ve çözüm denilen üç bölümden oluşurlar.Olayı sürükleyen bir kişi(öykünün kahramanı) vardır. Hikaye kısalığı ve kurgusuyla masala, kişilerin nitelendirilmesi, eylemin işlenişi ve canlandırılmasıyla da romana yaklaşır. Hikayenin kısalığı yapısal olarak, kişinin niteliğiyle geliştiği eylem arasındaki sıkı bağdan kaynaklanır. Hikayenin çerçevesi, çoğu kez anlatıcının durumunu belirterek çizilir Öğretmek için değil hata olmasın diye efendim.
__________________ Pier lotide bir çay bardağı kırılmış, gördün mü ? |
| | |
| | #9 | |
| Super Aktif ![]() Üyelik tarihi: May 2008 Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.201
Blog Mesajları: 17
Cinsiyet: Rep Gücü: 412 Rep: 40905 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Kuralsız gençlik... Alıntı:
catpict arkadaşıma HÖŞGELDİ yaptığımda da kendimi ÖĞRENCİ OLARAK tanıtmışım. Hikayenın ne olup olmadığına gelince ; Hikaye işte bunu bizim milazim bile bilir. Konuya sizin hikaye anlayışınıza göre HİKAYELİĞİNİ redettim. Hakikate hikaye diye bakılmaz be carloss. Sen onu boş verde.... Kuralsız gençliği sorgula ve varsa bir tanı onu irdele de istifade edelim. Ne dersin ? | |
| | |
| | #10 |
| Super Aktif ![]() Üyelik tarihi: May 2008 Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.201
Blog Mesajları: 17
Cinsiyet: Rep Gücü: 412 Rep: 40905 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Kuralsız gençlik... BEN ZEVK VE KEYF İÇİN YAŞIYORUM Bir gün yine odama geldi, "Hocam sizinle biraz konuşmak istiyorum, dedi. Buyur ettim. Kendisine has açık sözlülüğüyle: "Hocam, sahiden beni siz ciddiye alıyor musunuz? Yoksa, rol mu yapıyorsunuz? Güldüm. "Sen ciddiye alınacak bir gençsin. Ben senin geleceğinde, çok ciddi şeyler görüyorum, dedim. Bir an mahcuplaşarak: "Sağ olun hocam dedi. Biliyor musunuz, bana verdiğiniz değer, beni biraz ümitlendiriyor. Bazen düşünüyorum, bir gün daha kötü olup büst bütün dışlanır mıyım? Yoksa, davranışlarım bir gün normalleşip, insanların beni kabul edeceği bir şekle girer miyim? Gözlerime bakarak, bunlardan birisini tasdiklememi bekledi. "Tabi ki, ikincisi dedim. İnanıyorum ki seni bir gün bu insanlar aralarına almakla kalmayacaklar, hatta olumlu davranışlarından dolayı seni takdir edeceklerdir. "Hocam yine rüya görüyoruz galiba, diye gülümsedi. inanmak istemedi. Konuya biraz ciddiyet ve derinlik kazandırmak için bazı sorular sordum. "Mehmet sence biz neden varolmuş olabiliriz? Bütün bu kainat niçin bize hizmet ediyor olabilir?Yani hayatın gayesi nedir? Ne için yaşıyor olabiliriz? dedim. Hiç düşünmeden atıldı. "Hocam, dedi, ben hayat felsefemi daha önce anlattım. Ben zevk ve lezzet için yaşıyorum. Beni ne mutlu ediyorsa öyle davranıyorum. Benim için, hayatın bir anlamı bir kuralı yoktur. Yaşayabildiğim kadar ve yaşayabildiğim şekilde, bir hayat sürüp, çekip gideceğim. Ölünce de, ne olursa olsun. Benim için her şey bitmiştir. "Yani hayvan gibi başıboş ve serbest yaşamak, istediğin her şeyi yapmak, ölünce de bir tarafa atılmak... "Evet hocam, aynen öyle... Bu değerlendirme içime ok gibi saplanmıştı. Eğitim sistemimizin canlı mahsullerinden birisiydi. İnsanın maymundan geldiğine, hayatın zevk ve lezzet için olduğuna, ölünce de bir hesabın olmadığına inanan bir mantık... Böyle bir mantıkla yetişen bir insanın, kime ne faydası olacaktı? Ne ailesine, ne topluma ne de devlete... Yaptıklarından dolayı bir hesaba inanmayan bir insanı kim kontrol edebilirdi? Böyle bir insanı durdurmak için, devletin ne kadar polis, araç ve gereç istihdam etmesi gerekiyordu. Her türlü tedbir alınsa bile, insanın kötülükleri ve zararlar tamamıyla önlenebilir miydi? Veya, insan tam anlamıyla kontrol etmek mümkün olur muydu? Peki neden bu gerçek hâlâ görülmüyordu? Mehmet'e döndüm. "Sana bir soru daha sorabilir miyim, dedim." Buyurun hocam, dedi. "Allah korusun senin aklî muhakemen yerinde olmasa da, bir hekime gitsen seni sıhhate kavuştursa, o hekime karşı nasıl bir borç altına girdiğini düşünürsün? "Hocam ne demek? Deli bir insanı akıllandıran bir doktora bir ömür fedâ edilir. Çünkü hekim bir hayat sunmuş oluyor. "Peki, gözlerin olmasa ve dünyayı hiç görmesen. Birisi gelip sana göz taksa ve görmeye başlasan, gözünü açan kişiye karşı nasıl bir minnet altına gireceğini varsayarsın? "Yani, ona da bir ömür verilir. Çünkü fiyatı çok fazla olmalıdır. "Konuyu uzatırsak, dil, ağız, burun, kulak ve özet olarak bütün organların için aynı şeyi düşünürsek, insanın borcu ne kadar olur? "Ooo hocam bu hesaplanamaz. Buna ömür değil, binlerce ömürler yetmez. İnsan köle olsa yine de ödeyemez bu borcu. Mehmet'e tekrar döndüm: "Peki Mehmet, dedim. Hiç bugüne kadar, şu sahip olduğun biyolojik ve psikolojik dünyanı ve onun mükemmel ve harika nimetlerini, bunların niçin ve kim tarafından verildiğini hiç düşünmedin mi? Veya soruyu şu şekilde sorarsak; İki göz, bir akıl, bir dil veya herhangi bir uzuv için, karşılığında köle gibi çalışmak göze alınır ve bu aklın gereği ise; şu mükemmel vücut sarayını ve şu muhteşem biyolojik ve psikolojik âlemi bizlere sunan, kâinatı milyarlarca nimetlerle doldurup, bize veren kudret sahibine, ne gibi ve nasıl bir borcumuzun olduğunu hiç düşünmez miyiz? Bütün alemi emrimize veren ve peşimizde koşturan zâtı merak edip, bilmek ve tanımak istemez miyiz? Bizden ne istediğini sormak aklımıza gelmez mi? Mehmet sustu ve bir müddet daldı. |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Deniz Gezmiş Fan Clup | sheytan | Fan Clup | 34 | 24-07-2008 07:45 PM |
| Atatürk ve Gençlik | doğangüneş | Mustafa Kemal Atatürk | 1 | 19-05-2007 06:40 PM |
| 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı | doğangüneş | Mustafa Kemal Atatürk | 0 | 18-05-2007 03:45 AM |
| KIBLESİNİ YİTİREN GENÇLİK | hakan2034 | islam (Müslümanlık) | 0 | 12-05-2007 12:47 AM |