RSS Feed  Bak

Kuzey Yıldızı

Sinop'ta Tatil

Değerlendir
Yazan: , tarih : 05-02-2015 , 01:06 AM (10 bakış)
Yine her zaman ki gibi yaz tatili için düştük yollara. Ve ilk durağımız fındık ve çay bölgesi Karadeniz. Giresun'un o nemli boğucu havasında nefes alamıyorum. Sevdiklerimin hatırına tatilimin birkaç gününü Giresun'da feda ediyorum. Arkadaşlarım kümbet yaylasına götürelim seni diyorlar ve ben tabiata hayran bir insan olarak bu teklifi sevinçle karşıladım. Zira Giresun nemli havasıyla asıl yaşadığım şehri aratmadı bana. Yayla serinmiş ya, bu bile yetiyor benim yaylaya gitmeye can atmama. 2.5 saatlik bir yolculuktan sonra O belgesellerde gördüğüm manzaraya hayranlıkla bakıyorum. Birbirinden güzel kokan yayla çiçeklerinin kokusu aklımı başımdan alıyor. Hele o bağrımı delen yaylanın soğuk suyunu içmeye doyamıyorum.

Yaylada nem yok hava serin hatta bir ara üşüyorum ve hırkamı alıyorum omuzlarıma.
İşte aradığım buydu ben üşümek istiyorum demiştim arkadaşlara. Sonunda aradığımı yaylada buldum.
O üşüyüpte hırkaya sarınmanın tadı da bir başka hani. O gün bir yayla yetmiyor bana birkaç yaylayı daha gezdiriyorlar.
Bir dağın eteklerinde kireçle yazılmış bir aşk itirafına tebessümle bakıyorum. Böyle yaratıcı insanlara hayranlık duyuyorum nedense.

Bir günü yaylaya feda ettikten sonra, ertesi gün plotanik aşkım denize gitmeye karar veriyoruz.
O maviliklerin seyrine doyamıyorum. İnsan sevdiğinden korkar mı,
yada korktuğu şeye aşık olur mu? Ben o mavi denizlere aşığım ama yüzme fobim var.
Uzaktan sevmek ona şiirlerle sevgimi anlatmak da mutlu ediyor beni.
Arkadaşlar bana yüzme öğretmek için sıraya giriyorlar yine. Hala usanmadılar
Pes etmediler inatla bana yüzme öğretmeye çalışmaktan. Rahat bırakın beni diyorum.
Ben böyle plotanik aşka yaşamak istiyorum diyorum dinlemiyorlar beni.
İki arkadaşım ısrarla beni maviliklere alıp atıyorlar sinir olduğumu bile bile.
Kendini bırak diyorlar bak nasıl suyun üzerinde kalacaksın. Beni bırakmaya çalışıyorlar
Mavi denize ben ise çığlık çığlığa bırakmayın diye yalvarıyorum onlara.
Kendimle bir onları da suyun dibine gömeceğim nerdeyse, sonunda pes ediyorlar.
Ben okyanuslara, denizlere aşığım ama yüzemiyorum işte. İnsan korktuğu şeye aşık olur mu?
Ya da aşık olduğu şeyden korkar mı?

Bedenim Giresun'da ama aklım kendi toprağım olan Sinop da. Can atıyorum bir an önce yola çıkmak için, yerimde duramıyorum.
Karar verdiğim saat' den 7 saat önce kendi memleketime.
Gitmek için yola çıkıyorum. Giresun'dan sonra Atatürk'ün şehri Samsun'a uğruyorum.
Samsun’da güzel şehir hani hele o sahile inerken ki manzara denizin rengi gözlerimi alıyor.
Biraz Atatürk'ün şehrini dolaştıktan sonra asıl yola koyuluyorum. Sinop il sınırından girerken
Kalbimde garip bir heyecan duyuyorum. Niye ben her seferinde böyle oluyorum bilmiyorum.
Baba ocağıma gittiğim için mi, yoksa toprağımın kokusundan mı bu yürek çarpıntılarım?
Arabanın camını açıyorum derin derin nefes alıyorum. Ah toprağımın kokusu ne de güzel kokuyor.
Gerze'den sonra, Sinop şehir merkezi o muhteşem denize yansıyan görüntüsüyle karşımda.
İçim gidiyor o güzelim gecenin karanlığında gökkuşağı gibi renklere bürünmüş
memleketime. Ailemin yaşadığı o şirin Türkeli ilçesine bağlı Düzköy’e yaklaştıkça
daha bir içim içime sığmıyor. Bir sene oldu baba ocağına gelmeyeli özlemişim.

Köyün tabelasını görünce içim rahatlıyor. Az sonra kavuşacak olmamın mutluluğu içinde.
Annemle babam beklemişler hemen kapıda beliriveriyorlar. Sımsıkı sarılıyorum onlara özlemle.
Bu arada yaylada şifayı kaptığım için öksürük yakamı bırakmıyor bir türlü.
Baba ocağının verdiği huzurla yatağıma atıyorum kendimi. Öksürmekten uyku moduna geçemiyorum bir türlü.
Kapıma vuruluyor babamın sesi “kızım alt katta ilaç var inip getireyim mi sana” diyen babamın o şefkatli sesi hala kulaklarımda.
Birden 35 yaşında küçük bir çocuğa dönüşüyorum sanki. Canım babam her zaman kendimi bildim bileli hayrandım ona.

Daha küçük bir çocukken bana seni kim yarattı dediklerinde babam yarattı dermişim.
Sen kimin kulusun diye sorduklarında ise babamın kuluyum diye cevap verirmişim.
Benim ki böyle bir baba sevgisi ve baba hayranlığı işte bu yüzden annem hala babasının kızı der bana.
Çoğu huyumu babamdan almışım özellikle de inatçılığımı ve dobralığımı.
Ne yapayım ben babamın kızıyım. Tabi canım annemi de unutmamam lazım.
Sabah kalkıyorum bahçede kahvaltı sofrası çoktan hazırlanmış. Mis gibi gül kokusu sarmış ortalığı.

Kuşlar cıvıldayıp duruyorlar tepemizde, sohbetimize eşlik ederek.
Kahvaltıdan sonra bahçeyi gezdiriyor babam. Hani her insan özünde köylüdür derler ya bu sözün doğruluğunu ispatlıyor sanki bana.
Elma ağaçlarından sarkan taze elmalar, kivileri bile üşenmeden saymış 250 tane varmış. Adaleti bana öğreten adaletli canım babam.
5 kardeşiz ya eşit paylaştıracağım bunları size diyor bana. Bahçede yok yok. Armut, kızılcık, incir, ceviz, fındık, erik hele o tefekten sarkan
tadını başka hiçbir üzümde bulamadığım üzüm salkımlarına hayranlıkla bakıyorum. Her şey doğal yeşil biberler, domatesler aklınıza gelecek
her türlü sebze hormonsuz ve doğal dalında kendini sergiliyor.

Babam emekli olunca gitti köyüne yerleşti altı sene önce ama bahçesine bakınca
sanki doğuştan bu işlerin uzmanıymış gibi geliyor insana demek ki özünde varmış bu yetenek.
Ne ektiyse hepsinin aralıkları sanki ölçülmüş gibi eşit oranda. Köyün en popüler adamı olmuş babam herkes ondan yardım istemekte her konuda.
İnsan babasıyla övünürse ayıp olmaz değil mi?

Hele babam annemle beraber hiçbir işçi falan tutmadan 3 katlı bir ev yaptı görmeyin. Baba ocağım babamın evinin her santiminde annemle babamın alın teri emeği var. İnsan evlatlarına bundan daha güzel bir eser bırakabilir mi? Babam bu ocağı hiç söndürmeyin diye sürekli vasiyet ediyor bana. Ocağın hiç sönmeyecek baba derken boğazıma bir şeyler düğümleniyor. Zira ölüm geliyor aklıma, ölümü konduramıyorum. Ne anneme ne de babama ve neşeli bir konuya girmeye çalışıyorum.

Gitme zamanı yaklaşırken uzun zamandır yağmur yağmayan köyde yağmur sağanağı başlıyor. Saçaklara düşen yağmur damlalarının sesini tıpkı bir melodi gibi dinliyorum. Yağmurla beraber havaya karışan toprağımın kokusunu içime çekmeye doyamıyorum. Ben başka şehirlere de gittim, başka köyleri de gezdim. Niye bu duyguyu o yerlerde hissedemedim bunu düşünüyorum yağmurun sesini dinlerken. Sonra birden hüzün kaplıyor içimi. Yine büyük şehrin bunaltıcı nemli havası geliyor aklıma ve baba ocağından ayrılmak zorunda olmamın hüznüyle sessizliğe bürünüyorum.

Babam, annem, babamın ocağı, mis kokulu memleketim Sinop, ne güzel bir tatil yaşattınız bana!...

30-07-2008

S.G.
Etiketler: deniz, düzköy, samsun, sinop, tatil Ekle / Düzenle Etiketler
Katogoriler
Katogorisiz

Yorum

Yukarı Çık