RSS Feed  Bak

akkasugur

Milliyetçilik Nedir? Türk Milliyetçiliği Nasıl Tarif Edilebilir?

Değerlendir
Yazan: , tarih : 06-01-2015 , 01:09 AM (816 bakış)
Milliyetçilik Nedir? Türk Milliyetçiliği Nasıl Tarif Edilebilir?

Milliyetçilik ne demektir? Bu soruya, yukarda, “Ülkücü olmayan hemen hemen herkes ve bir kısım Ülkücüler, Milliyetçilik milletini sevmek demektir diye cevap verir ki, bu, kısmen doğru olmakla birlikte, anlaşıldığı üzere ne yazık ki, ek******... Çünkü, milliyetçilik milletini sevmektir, fakat, sırf milletini sevmekten ibaret değildir... Milliyetçilik; kişinin, mensubu olduğu (üyesi bulunduğu), cemiyet birimleri içinden, milleti tercih ederek, en çok değeri o'na vermesi ve cemiyet birimleri sıralamasında, o'nu birinci sıraya yerleştirmesi demektir”, demiştik...

Gene yukarda, insan, cemiyet içinde birden çok gruba birden mensuptur... İnsanın üyesi olduğu bir gruba karşı duyduğu bağlılık hissine de mensubiyet şuuru diyoruz... Üyelerine mensubiyet şuuru aşılayan gruplara ise, cemiyet birimi adını veriyoruz, demiştik... Ve, milleti de; dil, din, soy, kültür, vatan, tâbiyet, ülkü, tarih, menfaat birliklerinin bir kaçının veya hepsinin belirlediği bir cemiyet birimidir, diye tarif etmiştik...

Yani biz, yukarda; milliyetçilik ne demektir? Mensubiyet şuuru nedir? Cemiyet birimi nasıl tarif edilebilir? Millet nedir, nasıl meydana gelir? Millet nasıl tarif edilebilir? Milliyetçilik ne değildir gibi soruları cevaplandırmaya gayret ettik... Bu sırada çıkan sonuçları da tesbit ettik... Ve, milliyetçiliği tarif edebilecek bir seviyeye geldik.

Öyleyse, artık milliyetçiliği tarif edebiliriz... Peki, milliyetçiçilik nedir? Milliyetçiliğin “efrâdını câmi, ağyarını mâni” bir tarifi var mıdır? Böyle bir tarif varsa, bu tarif nedir?

Milliyetçilik de, millet gibi çok değişik şekillerde tarif edilebilen bir kavramdır. Bu sebeple çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Ama Milliyetçilik tarifleri, bilhassa Türkiye'de yapılan,
milliyetçilik tarifleri incelendiği zaman, milliyetçiliğin genel olarak iki değişik şekilde tarif edildiği görülmektedir: Bir. Milliyetçiliği, Milliyetçilik, milletini sevmektir şeklinde yapılan tarifler... İki. Milliyetçiliği, Milliyetçilik, milletini sevmek ve artı şeklinde yapılan tarifler...

Bu tariflerden hangisi doğrudur denilirse, biz, hiç tereddüt etmeksizin iki şekil tarif de doğrudur, deriz!.. Nasıl olur? Bu tezât değil midir? Olur, olur! Bu, bir çelişki de değildir! Çünkü birinci tip tarif, milliyetçiliği bir duygu ve ideal kabul eden/sayan
milliyetçilerin, ikinci tip tarif ise, milliyetçiliği bir ideoloji olarak kabul eden milliyetçilerin ortak tarif şeklidir... O halde, milliyetçiliği bir duygu ve ideal olarak kabul eden milliyetçiler
için, birinci tip tarif; milliyetçiliği bir ideoloji olarak kabul eden milliyetçiler için ise, ikinci tip tarif, doğrudur... Bunun neresi çelişkili?

MİLLİYETÇİLİK NEDİR?

Gerçekten, Milliyetçilik nedir?

Milliyetçilik, toplumda millî kültürü güçlendirmek ve hâkim kılmak; mensup olunan millete ait, bilhassa manevî değerlerin yüceltilmesini gaye bilmek; millî ülkü ve emellerle geleneklere
tarafdarlık ve benzerleri arasında onlara öncelik vermek; millî değerleri, ülküleri, gelenekleri bütünüyle millî kültürü yabancı tesir ve tahriblere, şöyle veya böyle, şu veya bu sebeple meydana gelen bozulmalara karşı korumak ve müdafaa etmek; mensup olunan milletin
devletine samimî bir sadakât hissi içinde bağlı olmak; millet ve devleti için her türlü fedakârlığı yapabilecek bir hâleti rûhiyede ve ahlâkî yaşayış içinde bulunmak; milletinin tarihine şuurla bağlanmak, millî zaferlerle iftihar duymak ve gururlanmak, millî felâket ve
ıstıraplara yanmak ve üzülmek; milletinin geleceği hakkında ümitli ve iyimser olmak, dinamik bir gelişme içinde güçlükleri yenerek milletini milletler cemiyetinin hür, eşit, şerefli ve kudretli bir üyesi yapmak; milletinin var olmak ve var kalmak azim ve iradesine bütün benliği ile bağlanarak hizmet etmek; şahsî hayatını millî değerlere samimî bir bağlılık içinde düzenlemek ve millî bir üslupla yaşamak; varlığını millet varlığından ayırmayan, millet için fedakârlığı esas kabul eden idealist bir İslâm ahlâkını fertlerin ve cemiyetin hayatına hâkim
kılmaya çalışmak; milletin bütün fertlerini tasada ve kıvançta ortak, bölünmez bir bütün ve birbirlerinin kardeşleri oldukları duygu ve şuurunda kaynaştırmaya gayret etmektir, diye ifade edilebilir.

O halde milliyetçilik, kökü insan ruhunun derinliklerine kadar ulaşan bir sosyal zarûrettir. Romantik bir his yumağı ile sarılmış, karışmış ve kaynaşmış olarak, bir millete mensubiyetin ve bu mensubiyetin gerektirdiği yaşayış ve davranış pratiğinin şuur halidir. Makûl bir benlik duygusu ve bir dereceye kadar bir bencillik davranışıdır; bu da insanın tabiatında vardır. Ancak bunun mutlaka saldırgan olması gerekmez. Çünkü kendi şahsiyetine düşkün olan,
başkalarının şahsiyetine de hürmet eder. Milletler de millî his ve menfaatleri ile ve kendi milliyetçilik çabaları ile, başka milletlerin millî duygu ve çıkarlarını ve yüksek insanî idealleri
uzlaştırabilirler. Uzlaştırmalıdırlar... Bu ölçüler içinde, yani doğru anlaşılan bir milliyetçilik, ırkçılıkla da nazizm ve faşizmle de karıştırılmaması gereken bir fikirdir. Bunu, zaten yukarda, detaylı olarak ortaya koymaya çalışmıştık...

Kısaca milliyetçilik, yok olmak istemiyen, var olmak ve kalmak, yükselmek ve yücelmek isteyen milletlerin, vazgeçilmez ve asla uzaklaşılamaz ideolosidir... Milliyet hissi ile milliyetçilik şuurunun, her ne sebep ve suretle olursa olsun tahribi, bir millete yapılabilecek
en büyük düşmanlık ve kötülüktür...

Merhum Üstad Necip FAZIL, miliyetçilik nedir, sorusuna şöyle cevap veriyor: “Milliyetçilik görüşü, Müslümanlıkla mahdut o sınırlı milliyetçiliktir ki, bu sınırın en küçük mikyasına kendisini hudutsuz ve başıboş bilen hiçbir milliyetçilik ulaşamaz.”

“İslâm inkılâbının milliyetçiliği, topyekûn insanlık kadrosunda ruhun kaynağını Müslümanlık olarak kabul ettikten sonra, o ruhu taşımaya, renklendirmeye, mizaçlandırmaya karşı liyakat ifadesi bakımından bütün kavimler arası yarışmada üstünlük mefküresinden ibarettir.”

“Böylece.....milliyet mefküresi, ırk, kavim ve soy ifadesiyle de Peygamberine lâyık olma cehd ve müsabakasının eseridir ki, her türlü ırk ve kavim sınırını kuşatan ve aşan Müslümanlığı
incitmek yerine şadedecek; ve ana ölçüye bir kere bağlandıktan sonra en ileri haklara kadar kazanıcı izinli milliyetçiliğin tâ kendisi olacaktır.”

“Şeriatle hudutlu milliyetçilik, hakikatte hudutsuz milliyetçiliğin tâ kendisidir.”

“Milliyetçiliğin, bu ölçü dışında kalan bütün alevli tezahürleri, yalnız gövdeleri yakıp kül eden dar ve hasis bir nefsanîlik, ham ve yobaz bir putçuluktan başka bir şey değildir.”

MİLLİYETÇİLİK NASIL TARİF EDİLEBİLİR?

İyi de, milliyetçilik nasıl tarif edilebilir?

Milliyetçilik, yukarda da söylediğimiz gibi, gerçekten çok değişik şekillerde tarif edilebilmektedir... Sırf bir örnek olması bakımından Üstad Necip FAZIL'ın tarifini verdik... Ancak o tarif rastgele seçilmiş bir örnek değildir, az sonra ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ'nün
tarifini verdiğimiz vakit; Üstad'ın yaptığı bu tarifin bir çok bakımlardan, bilhassa da ölçüleri bakımından, ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ'nün tarifine ne çok benzediğini siz de rahatça müşahede edeceksiniz ve o zaman örnek tarif olarak Üstad Necip FAZIL'ın tarifini niçin tercih ettiğimizi daha iyi anlıyacaksınız.

ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ'ne göre milliyetçilik, en başta bir defa, cemiyet birimleri içinden milleti tercih etmek; sonra bu millet'i, bir, sevmek; iki, korumak; üç, yükseltmek; ve, dört,yüceltmek ülküsüdür... Yani ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ, milliyetçiliği şöyle tarif
etmektedir: Milliyetçilik, milletini sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülküsüdür.

Tarifi biraz daha açarak, tekrarlarsak, şöyle dememiz mümkündür: Milliyetçilik, milletini ve milletini meydana getiren milliyet unsurlarını sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek
ülküsüdür... Ancak, bu sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek unsurlarının yönü, şekli ve sınırları rastgele çizilmemiştir, İslâmiyet tarafından belirlenmiştir... O yüzden, bunların dışına çıkılamaz...

Bu durumda Türk Milliyetçiliği nedir, nasıl tarif edilebilir?

ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ'nün bu milliyetçilik tarifine göre, Türk Milliyetçiliğini şöyle tarif etmemiz mümkümdür: Türk Milliyetçiliği, Türk milletini sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülküsüdür... ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ'nün yukarda verdiğimiz, açık milliyetçilik tarifine göre ise, Türk Milliyetçiliğini, Türk Milletini meydana getiren üç milliyet unsurunu yerine koyarak, şöyle tarif edebiliriz: Türk Milliyetçiliği, Türk Milletini ve Türk Milletini meydana getiren, milliyet unsurları olan İslâmiyet'i, Türkçe'yi ve Türk Soyu'nu
sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülküsüdür...

Demek ki, ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ'ne göre Türk Milliyetçiliği, İslâmiyet'in, Türkçe'nin ve Türk Soyu'nun meydana getirdiği Türk Milleti ile Türk Milletini meydana getiren İslâmiyet'i, Türkçe'yi ve Türk soyu'nu, İslâmiyet'in emir ve müsade ettiği kadar ve gene
İslâmiyet'in emir ve müsade ettiği şekilde, sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülküsüdür. Yani,ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ'ne göre, milliyetçiliğin ve tabii Türk Milliyetçiliğinin yönü, şekli ve sınırları Ehl-i Sünnet vel Cemaat Yolunda İslâmiyet tarafından
belirlenmektedir...

Bu durumda, Türk Milliyetçiliğini, kendilerine milliyetçi sıfatını uygun bulan bir takım hareketlerden ayıran, önemli bir takım farklar olduğu açıkça görülmektedir... Burada, işte bu sebeple Türk Milliyetçiliğinin özelliklerinden, bilhassa Müslüman ve Dokuz Işıkçı Türk Milliyetçiliğinin kendilerine milliyetçi diyen guruplardan farklı olan bazı özelliklerinden kısaca da olsa bahsetmek lüzumu ortaya çıkmaktadır...

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ demek olan, Müslüman ve Dokuz Işıkçı Türk Milliyetçiliği'nin, kendisini başka milliyetçilik anlayışlarından farklı kılan, aslında sadece iki ana/temel özelliği vardır ve diğer bütün özellikleri bu iki ana/temel özellikten doğmaktadır: Bir. İslamî olmak. İki. Dokuz Işıkçı olmak. Biz bunu; Ülkücü Dünya Görüşü'nün felsefesi İslâmiyet'tir, doktrini de Dokuz Işık'tır, diye ifade ediyoruz.

Dolayısı ile Türk Milliyetçiliğinin, Müslüman olmasından kaynaklanan; dindâr olmak ve her türlü emperyalizm'e, faşizm'e, nazizm'e, ırkçılığa, şovenizm'e ve asabiye'ye karşı olmak, ve Dokuz Işıkçı olmaktan kaynaklanan; Turancılık, ülkücülük, ahlâkçılık, ilimcilik, toplumculuk, hürriyetçilik ve şahsiyetçilik, köycülük, gelişmecilik ve halkçılık, endüstricilik ve teknikçilik ile demokrasicilik/demokratlık gibi bir dizi özellikleri vardır. Bu özelliklerin bazılarından biz daha evvel bahsettik, diğerlerine de yeri geldikçe temas edeceğiz, ama, burada da kısaca temas etmeyi, tam yeri olduğu için, faydalı bulduk.

Ayrıca, Türk Milliyetçiliği millî, dinî, insanî ve çağdaş bir harekettir, ama, Türk Milliyetçiliği ne sadece millî, ne sadece dinî, ne de sadece insanî ve ne sadece çağdaş bir hareket değildir. Türk Milliyetçiliği aynı anda ve derecede hem millî, hem dinî, hem insanî ve hem de ileri bir harekettir. Çünkü, Türk Milliyetçiliği, sadece ve yalnızca Türk Milletinin değil, insanlık âleminin tamamının yani tek tek bütün milletlerin ve ümmetlerin mutlu, güçlü ve müreffeh olmasını da ister.

Ülkücü Türk Milliyetçiliği sadece Türk Milletinin değil, tek tek bütün milletlerin milliyetçi olmak, milliyetçilik yapmak hakkı bulunduğuna, bunun görevi olduğuna inanır; tek tek bütün milletlerin milliyetçilik yapmak haklarının bulunduğunu savunur; tek tek bütün milletlerin milliyetçiliklerine saygı duyar; hatta tek tek bütün milletlerin, milletlerini sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülkülerine sarılmalarını ister.

Çünkü milletlere, milliyetlere ve ümmetlere sevgi ve saygı duymak, insanlığı sevmek ve insanlığa hürmet etmek demektir... Milliyet duyguları ile dinî hisleri çözmek ve milletlerle ümmetleri çökertmek isteyenler, insanlığa hizmet edemezler. Ancak ve sadece zarar
verebilirler... İnsanlık ideali, milliyetleri, milletleri ve ümmetleri öldürmekle değil, aksine, onları yaşatmak ve güçlendirmek suretiyle gerçekleştirilebilir.

Tarihî gelişim, her şeye rağmen, milliyetlerin ve milletlerin aleyhine değil, lehinedir... Milliyet duygularının ve millet fikrinin zaman içinde zayıflamak şöyle dursun, gittikçe güçlenmekte olduğu, bütün insaf ve izan sahibi insanlar tarafından müşahede ve ifade edilmektedir. Nitekim, milletlerin bağımsızlık şuuru, yani bir bakıma milliyetçilik, bugün, her günden daha güçlüdür. Her geçen gün biraz daha güçlenmektedir.

Milletler, milliyetler ve ümmetler, bütün tarih boyunca varlıklarını hissettirmişlerdir... Bu sebeple tarih, bir bakıma, milletler, milliyetler ve ümmetlerin maceraları ile her şekil ve çeşit
ilişkilerinden ibarettir... -Ancak tarihin temel yürütücü âmili milletler mücadelesidir-… Gerek tarihin, gerek etnolojinin, gerekse de sosyolojinin tespitleri ile ispatlanmıştır ki, milletler, milliyetler ve ümmetler inkâr edilmeleri imkânsız birer objektif gerçeklik ifade ederler.

Bütün milletler, milliyetler ve ümmetler insanlığın gelişimine orijinal bir tecrübe ile ve bir şekilde katılır... İnsanlığın gelişmesinde ve ilerlemesinde, büyük küçük her millet, milliyet ve ümmetin ama çok ama az bir payı vardır... Bu sebeple, milletler, milliyetler ve ümmetler insanlığı bölmez, bilâkis birleştirir ve bütünleştirir... Milletler ve milliyetlerin farklı kültür ve medeniyetleri, mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerim'in ifadesi ile “bilişmek ve tanışmak üzere”
el ele verirken, milletler ve milliyetler de, insanlığın gelişmesi yönündeki tecrübelerini birbirlerine aktarırlar.

Müslüman ve Dokuz Işıkçı Türk Milliyetçiliği, başka millet, zümre ve kişiler tarafından kendi milletine her ne şekilde olursa olsun zulmedilmesine katiyen müsaade etmeyeceği gibi, kendi milletinin başka millet, zümre ve insanlara zulmetmesine de asla izin vermez. Veremez!
Bütün insanlar, ümmetler ve milletlerin hür, bağımsız, mutlu ve müreffeh yaşamalarını istediği ve savunduğu gibi, yeryüzünde yaşayan her Türk'ün de hür, bağımsız, mutlu ve müreffeh olmasını ister ve bu gayenin tahakkuk etmesi için canla ve başla çalışır, gayret eder.

Ülkücü Türk Milliyetçiliği, Türk Milleti'ni bütün nesil, sosyal dilim, zümre ve tabakalarıyla kucaklayan bir fikir hareketidir, bir ideolojidir... Türk Milliyetçiliği, Türk Milletini teşkil eden bütün fertleri tek tek sever ve hürmet eder ama ferdiyetçi değildir... Türk Milliyetçiliği, Türk Milletini meydana getiren bütün sınıfları tek tek sever ve hürmet eder ama sınıfçı ve/veya cemiyetçi de değildir... Türk Milliyetçiliği ferdi inkâr ve ihmâl etmeyecek kadar cemiyetçi ve cemiyeti inkâr ve ihmâl etmeyecek kadar ferdiyetçidir… Türk Milliyetçiliği fert/cemiyet dengesi ve bütünleşmesine inanır ve onu savunur.

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN UNSURLARI

Ülkücü Dünya Görüşü, Milliyetçilik ile Türk Milliyetçiliği’ni bilindiği gibi şu şekilde tarif etmektedir: Milliyetçilik; milletini ve bu milleti meydana getiren milliyet unsurlarını sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülküsüdür… Türk Milliyetçiliği ise; Türk milleti ile Türk milletini meydana getiren İslâmiyet, Türkçe ve Türk soyunu sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülküsüdür.

Bu tariflerinden de açıkça anlaşıldığı gibi, gerek Milliyetçiliğin gerekse bunun özel bir hâli olan Türk Milliyetçiliğinin dört unsuru bulunmaktadır: 1) Sevmek, 2) korumak, 3) yükseltmek ve 4) yüceltmek.

SEVMEK:

Kişi, işe, evvelâ milletini severek başlamalıdır, başlayacaktır… Ama bu yetmez, sonra da, ki bu sadece lâfın gelişi söylenen bir sözdür, yoksa bu, bir öncelik veya sonralık meselesi değildir… Olmadığı gibi, aslında bu, aynı zamanda hatta aynı anda olması gereken bir “şey”dir; milletini meydana getiren milliyet unsurlarını da sevecektir… Çünkü “sevgi” her şeyin başıdır… Kişi, milleti ile milletini meydana getiren milliyet unsurlarını sevmezse, bunları korumaz, bunları korumadığı gibi bunların yükselmesi için de yücelmesi için de çalışmaz, gayret etmez…

Bu kolay, bundan daha kolay ne olabilir ki, diye düşünülebilir; lâkin bu hiç de kolay değildir, hatta çok da zordur… İki heceli bir tek kelime olarak söylediğimiz millet; içinde yaşadığımız için, hepimizin bildiğini zannettiği millet, bir insan topluluğudur. Fakat yakından bakılınca bu “topluluk” bilseniz ne kadar karmaşık ve girifttir, şaşar kalırsınız! İyileri-kötüleri, güzelleri-çirkinleri, doğruları-yanlışları, haklıları-haksızları, helâlleri-haramları vardır ve severken bunların tek tek hepsini, ayrı ayrı her birini; hiçbir ayrım yapmadan ve hiçbirisini tefrik etmeden sevmek lâzımdır… İşte bu, çok zordur.

Bu güçlüğü Remzi Oğuz ARIK şöyle anlatıyor: İlk bakışta herkesin milletini sevmesi kolay, tabiî gibi gelir. Ama iş öyle değildir. Bir kere tek kelime olarak söylediğimiz millet; hepimizin bildiği, içinde yaşadığı bir topluluktur. Fakat yakından bakılınca bu topluluk ne kadar karmakarışık, anonim bir şeydir! Bu anonim topluluğu sevmek dediğimiz zaman belirsiz, süreksiz bir sevgiden bahsedilmiş olur. Bu anonim milyonların içinde sizin zalim, vicdansız dediğiniz; benim şuursuz, hayâsız dediğim; ötekinin hain, hırsız, katil, şahsiyetsiz, cahil dediği insanlar vardır. Bütün bunları sevmek veya bütün bunları ayıklayarak geriye kalanı sevmek birbirinden zor, yapılması hemen hemen imkânsız şeylerdir. O zaman, milletini sevmek deyince gözüken kolaylığın, tabiîliğin ne kadar geçici olduğu meydana çıkar.

Netice olarak kişi, bütün zorluk ve güçlüğüne rağmen, milletinin bütün mensuplarını, bunların her birini, hiçbir konuda ve hiçbir tefrik yapmadan sevmek zorundadır, sevmelidir… Ancak kişinin, mensubu olduğu milletin her bir ferdini, hiçbir ayrım yapmadan ayrı ayrı ve tek tek sevmesi dahi yetmez… Bu sevgisinin de, samimi-içten ve gerçek-halis olması da lâzımdır… Ülkücü Hareket’in büyük mütefekkiri rahmetli S. Ahmed ARVASÎ Hocamız bunu, bakın nasıl anlatıyorlar:

“Sevgi” lâf değil, kendini iş ve hareketle belli eden bir davranışlar bütünüdür. Seven insanın “sevgisi”, konuşmasa da belli olur. Siz, hiç, birbirini can ü gönülden seven iki insanın birbirine bakışını, birbirlerine karşı tavırlarını ve hareketlerini incelediniz mi? Bir “ana” ile “yavrusu” arasındaki “sevgi bağı” ne kadar büyüleyicidir.
Biz insanlar, “sevgi” sözünü çok kolay ve bedava cinsinden hoyratça harcarız. “Yalancı sevgiler” ile hem kendimizi, hem başkalarını aldatırız. Meselâ, şiddetli bir kışın, yolları karla kapattığı ıstırap günlerinde, stok ettiği gıda maddelerine zam yapan veya el altından ateş pahasına satan karaborsacının “millet sevgisinden”, “halk sevgisinden” söz etmesi ne kadar iğrenç bir yalandır. Yine, “komşusu açken, tıka basa yiyen” kimsenin “komşularımı ve insanları seviyorum” demesi ne kadar boş bir sözdür.

Misâlleri çoğaltmak mümkün… Adam “ormanları tahrip eder”, “denizleri ve gölleri dinamitler”, “cadde ve sokakları mezbelelik haline getirir” sonra, gayet rahatça bize “vatanseverlik dersi” verir. Öte yandan adam, Türklüğe ve İslâm’a ait ne kadar mefahir varsa küfreder, kültür ve medeniyetimize ait ne kadar değer varsa küçümser, sonra kalkar “ulusallıktan” ve “ulusal sevgilerden” söz eder. Adam, sabah akşam, dinimle, mukaddesatımla alay eder, hayâsızca bir neşriyat ile vicdanlarımızı yaralar, sonra kalkar, bize “din ve vicdan hürriyetinin kutsallığı” etrafında nutuk çeker. Tarihimi sevdiğini söyler, tarihimi yerin dibine batırır, milletimi sevdiğini söyler, onu hor ve hakîr düşürür, vatanımı sevdiğini söyler, onu ya bizzat tahrip eder, yahut tahrip etmeye kalkışanları mazur gösterici tavırlar alır. Adam devletimi sevdiğini söyler, fakat ona vergi vermemek için, ne mümkünse yapar… O kadar örnek var ki, saymakla bitmez.

Ülkücü Hareket’in ilk ideologlarından merhum Necmettin HACIEMİNOĞLU, milletini sevmek konusunu, şöyle anlatıyor: Milliyetçiliği tarif ederken, “milleti ve ona ait bütün değerleri şuurlu olarak sevmek” ibaresi kullanılmıştı. Dikkat edilirse burada “sevmek” fiiline “şuurlu olarak” şartı koşulmuştur. Çünkü şuurlu olmayan sevginin hiçbir önemi yoktur. Her canlı, içgüdüsünün tesiri ile, mensup olduğu topluluğu veya grubu, tabii bir şekilde sever. İnsanlar da bir yandan içgüdüleri, bir yandan da alışkanlıkları sebebiyle kendi milletlerini severler. Fakat bu “tabii sevgi” milliyetçiliğin tarifindeki “şuurlu olarak sevmek şartına girmez. İkisi arasında mahiyet farkı vardır. Siyasî manâdaki milliyetçiliğin şartlarından biri olan vatanseverlik için de durum böyledir. Nitekim “vatansever” sıfatına lâyık görülmüş bir kimsenin vatanına karşı duyduğu sevgi ile, herhangi bir insanın, sırf doğup büyüdüğü yer olduğu için, memleketini sevişi arasında da gene böyle bir mahiyet farkı vardır. Meselâ binlerce masum Türk’ü öldürdükleri için ülkemizden sürülen Ermenilerle, istiklâl savaşında işgal kuvvetleri ile işbirliği yaptıkları için hudut dışına kaçan Rumların Türkiye’ye karşı duydukları hasret ve sevgiye hiçbir zaman vatanseverlik denemez. Bu, kuru ve bencil bir duygudan ibarettir. Esas olan milleti ve millî değerleri şuurla sevmektir.

Evet, kişinin milletine duyduğu sevginin şuurlu, samimi-içten ve gerçek-halis olması lâzımdır fakat, bu bile yetmez. Bu sevgisinin, olabildiğince kendi milletinden başka milletleri de kapsaması lüzumludur… Kişi mensubu olduğu millete muhabbet beslerken, üyesi olduğu milleti severken; başka milletlere husumet besleyemez, başka milletlerden nefret edemez… Aksi halde bu, milliyetçilik olmaz; ırkçılık, asabiye, şovenizm yahut faşizm-nazizm olur.

Hemen ilâve etmeliyiz ki, milleti sevmek ile ilgili olarak, baştan beri söylediğimiz her şey; milleti meydana getiren milliyet unsurlarını sevmek konusunda da aynen geçerlidir… Bunu, burada açık ve net olarak ifade etmek, çok önemlidir. Çünkü aksi halde bu, bir eksiklik olarak görülür ve yanlış anlamalara sebep olabilir.

Biz, Müslüman ve Dokuz Işıkçı Türk Milliyetçileri olarak, Türk milletini; Türk milletini teşkil eden her bir ferdi, her bir aileyi, her bir grubu, her bir zümreyi, her bir sosyal dilim veya sınıfı, hiç birini diğerinden daha üstün veya aşağı görmeden, hiç birini diğerinden tefrik etmeden; samimi-içten, gerçek-halis bir sevgi ile seviyoruz.

Ancak bizim bu sevgimiz; nasıl ki, anne-baba ve kardeşlerimizi herkesten çok sevmemiz, başkalarından nefret ettiğimiz anlamına gelmezse, aynen onun gibi, başka milletlere husumet beslediğimiz yahut başka milletlerden nefret ettiğimiz anlamına da gelmez, gelemez… Bilâkis biz, Allah’ın yarattığı bütün milletleri ayrı ayrı ve tek tek severiz, lâkin Türk milletini –doğal olarak- biraz daha fazla severiz.
Etiketler: Yok Ekle / Düzenle Etiketler
Katogoriler
Katogorisiz

Yorum

Yukarı Çık